Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

‘Misafir’ gözaltı günlerim!

04 Nisan, 2025

   Ben de gözaltında kaldım. 25 Aralık 1979 da benim de özgürlüğüm kısıtlandı. Hatırlarsınız, 19-26 Aralık 1978’de Türkiye’nin Kahramanmaraş şehrinde katliamlar yaşanmıştı. İşte bu nedenle 1979 yılının, 25 Aralık günü Ankara da Kahramanmaraş da yaşanan katliamların protestosu yapılmak istendi. O yıl Ankara Yıldırım Beyazıt Lisesi ikinci sınıf öğrencisiydim. Okulum köy enstitüsü öğretmenlerinin yetiştirdiği, Atatürkçü güçlü öğretmen kadrosuna sahipti. Okulda sol ideolojiye sahip farklı öğrenci grupları da vardı. Okulumuzun Ankara’da ünü hem nitelikli öğretmenlerinden, hem de devrimci ruhundan geliyordu… Dev-Yol, Dev-Sol, Halkın Kurtuluşu, Kurtuluş, Dev-Genç – İlerici Gençler vb. gibi sol ideolojilerden oluşan liseli öğrenci grupları vardı.

   Bu liseli öğrenciler toplumsal hiyerarşiye karşı çıkarak, toplumsal eşitlik ve eşitlikçiliği destekliyor ve bunu sağlamaya çalışmak için mücadele veriyordu. Kendini geliştirmeye adamış bu gençliğin ideolojileri farklı da olsa, teneffüs aralarında okudukları kitapları gerek ideolojik gerek felsefi gerekse sosyolojik açıdan sürekli tartışırdı. Okul kantininin koridorlarında yere çökerek gruplarıyla kavramlar üzerinden konuşurlardı. Mesele üstünlük meselesi değildi…

    Okudukları kitaplar hakkında anlatım zenginliklerini içlerine dahil olmadan dinlemeye çalışırdım. Ne diyorlardı, ne konuşuyorlardı merak ederdim. Çevremde olup bitenle ilgilenir, kim ne diyor, kim ne yapıyor takip ederdim. Bütün bunların ötesinde benim bakış açım farklıydı. Çünkü lisanslı sporcuydum… Ankara  Demirspor Kulübü Voleybol takımında oynuyordum. Fizik, Kimya, Biyoloji bölümündeydim. Derslerim ve öğretmenlerimle olan iletişim oldukça iyiydidi. Başarılı ve sevilen bir öğrenciydim. Özellikle Kimya dersini çok severdim. Kimya öğretmenimiz Ali bey beni laboratuvar sorumlusu yapmıştı. Hedeflerime ulaşmak benim için önemliydi. Zamanım spor antremanlarım, sanatsal çalışmalarım ve derslerimle doluydu.

   O dönemde de, her dönemde olduğu gibi ideolojiler arasında çatışmalar ve katliamlar vardı. Farklı fikirlere saygıyı bir türlü inşa edemedik. Hala insan olamadık, işte…

   1979, 25 Aralık günü TRT televizyonu Kahramanmaraş katliamının protestosunu yapacaklar hakkında işlem yapılacağını ve öğrencilerin mutlaka okula gitmesini duyurdu.

   Evimiz okula on dakika mesafedeydi. Okula aynı sınıfta okuduğumuz, aynı sırada oturduğumuz Ayla ve Serpil arkadaşlarımla birlikte giderdik. Onlar önce bizim eve gelirler, okula birlikte yürürdük. Ankara Karayolları Genel Müdürlüğünde Hukuk Müşaviri olan Babam o gün bana “Bugün okula biraz geç git” demişti. Demek ki bir bildiği varmış! Ayla ve Serpil gelince 1 saat sonra evden çıkıp okula gittik.

   O dönem ve hiç bitmeyen sağ sol çatışmaları ve ideolojik olaylar nedeniyle okulun önünde birkaç asker ve komutanlarıyla birlikte sürekli askeri araç bulunurdu. Aracın komutanı Doktora eğitimi nedeniyle askere geç gitmiş asteğmen Murat abi ile her sabah İngilizce iletişimde bulunurduk. Bize “Charlinin Melekleri” lakabını takmıştı. Hakikaten Charlinin Meleklerine benziyorduk.

   Okul kapısından içeri girince tuhaf bir sessizliğin hakim olduğunu fark ettim. Merdivenlere doğru yürüdük ve arkamızdan okulun demir kapısı büyük bir gürültü ile kapanınca, dönüp baktık. Başlarına siyah kar maskesi beresi takmış, sadece gözleri açıkta olan iki kişi gördük. Bize yukarıya çıkın diye bağırdılar. Sanki okula bizim girmemizi bekliyorlarmış! Dersliğimiz üçüncü kattaydı. Yukarı çıkınca sınıftaki arkadaşlarımızın korku dolu bakışlarıyla karşılaştık. Kimseden çıt çıkmıyordu. Koridorda kar maskeli bereliler dolaşıyor, sınıftaki sıraları boşaltarak, merdivenlere barikat yapıyordu. Sınıf boşalınca bize de yere oturun dediler. Bunlar bizim arkadaşlarımız değildi. Dışarıdan okula giren birileri olmalıydı! Üzerimdeki paltoyu çıkarıp yere serdim. Ayla, Serpil, ben oturduk. Durumu anlamaya çalışıyordum. Bazı arkadaşlar Kahramanmaraş katliamını protesto edildiğini söylese de neden başlarında kar maskesiyle kendilerini gizliyorlardı? Bunlar okulun öğrencileri değildi, provokatörlerdi! Tabii ki okulda marjinal ideolojilere sahip olanlarda vardı. Bunlar hangisiydi o an bilemedim. O dönem Ankara da, ülkede olayların çok olması sebebiyle babam her an kalabalıklardan ve olaylardan kendimizi nasıl koruyacağımız konusunda bize stratejiler öğretirdi. O günde babamın uyarısıyla okula geç gitmemize rağmen son dakikayla olayların içine düşmüş olduk. Yaşamamız gerekiyormuş!

   Yerde otururken okulun dışından silah sesleri duyulmaya başladı. Kar maskeliler sınıfları boşaltmamızı, altıncı katta çıkmamızı istedi. Biz yukarı çıktıktan sonra kar maskeliler sınıftaki sıraları merdivenlere yığmaya devam etti. Altıncı katta altı derslik, müdür yardımcısının odası ve tuvaletler vardı. Hepimiz sınıflara girdik yine yere oturduk.  Silah sesleri susmuyordu. Arkadaşlarımızdan kimi ağlamaya ve bağırmaya başlayınca kar maskeli şahıslar arkadaşlara tehdit eder gibi bağırarak kızmaya başladılar. Alt kattaki sınıf camlarının kırılma seslerini duyuyordum. Ayla fenalaşınca, tuvalete götürdüm.  Elini yüzünü yıkadım. Çığlıklar tekrar yükselmeye başlamıştı. Tuvaletin kapısı açıldı ve okul arkadaşlarım ağlayarak, öksüre öksüre içeri girdiler. Kapı açılınca tuvalete bir gaz kokusu girdi. Meğer polis göz yaşartıcı bomba atmış, ondan ağlıyor gibiymiş arkadaşlarımız. Sesler giderek yükselmeye, farklı sesler duyulmaya başladı. Meğer polis okulu basmış barikatı aça aça yukarı çıkmış. Tuvaletin geniş camı okulun arka tarafındaki mahalleye bakıyordu. Orada da silahlı kar maskeliler vardı. Sürekli okula doğru ateş açıyorlardı. Ayla yine fenalaştı. Bu sefer bayıldı. Yerler cam kırıklarıyla doluydu. Koridordaki seslerin şiddeti ve söylemi giderek değişti. Küfür eden, Moskov şerefsizleri, o…puları, gebertin komünistleri sesleri, öğrencilerin çığlıkları, bağırmaları duyuyordum. Tuvaletteki arkadaşlarımızla yere çömeldik. Çaresiz olan biteni anlamaya çalışıyorduk ki kapı açıldı, silahlı iki polis içeri girdi. Polis “Yüzüstü yere yatın ellerinizi iki yana açın” dedi. Aylanın yanına uzandım. Arkadaşlarımıza sırayla elindeki silahın dipçiğini vurarak kaldırıp, dışarı çıkarıyorlardı. Polis Ayla’nın yanına geldi, “ayağa kalk” dedi.

   “Arkadaşım baygın kalkamaz, ben Avukat İlhan Tuncayengin’in kızıyım, babamı istiyorum” diye bağırdım. Ve bu cümleyi birkaç kez tekrarladım. Bize dokunmadılar. Tuvalette en son biz kaldık. Polislerden biri baygın olan Ayla’yı yerden kaldırmaya çalıştı. Ayla ayakta zor duruyordu. Koridora çıktık. Koridor kan içindeydi. Arkadaşlarımıza şiddet uygulamışlardı. Hallaç pamuğu gibi merdivenlerden aşağıya sürüklüyorlardı. Arkadaşlarımız merdivenlerden inerken polislerin dipçiğini yiyorlardı. Merdivenlerden aşağıya itiyorlardı. Polisler bir yandan vuruyor, bir yandan küfrediyordu.

   Bizim suçumuz yoktu. Amacımız okula gitmekti. Bizler provokatörler yüzünden suçlu duruma düştük.

   Müdür yardımcısının odasında gözü dönmüş bir polis “bırakın hepsini öldüreceğim” diye bağırıyor, arkadaşları engellemeye çalışılıyordu. Her şey çok korkunçtu… O sırada Aydan, Ayla diye bir ses duydum. Bir baktım asteğmen Murat abi yukarıya çıkmıştı! Sevinç ve hüzün arasındaydım. Yanımıza geldi. “Serpil nerede” diye sordu. “Bilmiyorum Ayla fenalaşınca o sınıfta kalmıştı” dedim.

    Asteğmen Murat abi polise amiriniz kim diye sordu. Bizim için “aşağıya kadar eşlik edilmesini rica ediyorum” dedi. Kısacası kızlara dokunmayın, vurmayın demek istemişti. O da arkamızdan geldi. Aşağıya indik. Dışarıda çok yoğun insan kalabalığı vardı. Okulun önüne barikatlar çekilmişti. Halk sloganlar atıyordu. Polis ve Askeri araçlar birbiri ardına yola dizilmişti. Murat asteğmen bizi askeri araca bindirdi, şoförün arkasındaki koltuğa oturttu.

   Murat abi “Bu araç sizi Bahçelievler merkez komutanlığına götürecek” dedi.

   “Ailelerimizin haberi var mıdır?” Murat abi.

   Murat abiOlaylar Üniversite ve başka Liselerde de büyüdü o nedenle haberlerden duymuşlardır. Ben buraya kadar yardımcı olabilirim. Askerin evinde güvende olursunuz” dedi.

   Ne güven verici bir cümle değil mi? Askerin Evinde Güvende Olmak!

   Bizim olduğumuz askeri araca sadece okuldaki kız arkadaşlarımız alındı.  Araç bizi Bahçelievler Merkez Komutanlığına getirdi. 25 Aralık günü hava buz gibiydi.  Ankara’nın farklı üniversitelerinden ve Liselerinden gözaltına aldıkları kız-erkek öğrencileri helikopterlerin inip/kalktığı piste toplamışlardı. Biz de onlara karıştık. Uzun saatler soğukta bekledik. Hepimiz gözaltındaydık! Hava kararınca sadece araçtaki okul arkadaşlarımızla birlikte sinema salonuna götürdüler. Sinema salonu sıcacıktı. Askerler bize kumanya getirdi. Çay ve meyve suyu ikramı yaptılar. Rütbeli bir subay geldi “kısa bir süre misafirimiz olacaksınız. O süre içinde sinema salonunda sandalyeleri dinlenmek için kullanabilirsiniz. Sizlere battaniye ve yastık verilecektir” dedi. Artık koğuşumuz sinema salonuydu!

   Ayla ile hemen birkaç sandalyeyi çift kişilik yatak konumuna getirdik. Verilen battaniyelerden birini altımıza serdik, diğeri ile üzerimize örttük. Sobaya sürekli odun atılıyordu. Askerler bize iyi bakıyorlardı!

   “Ailelerimizin haberi var mıydı? Nerede olduğumuzu biliyorlar mıydı” diye düşünüp dururken, görevli subay “herkesin ailesinin komutanlığın kapısında olduğunu ve haberleşmenin kâğıtlara yazacağımız notlarla yapılacağını” söyledi. Çok sevindik. Sonunda ailemizle bir bağ kuracaktık. Ayrıca istediğimiz yemek ve kıyafetleri de söyleyebilirmişiz.

   Her gün askerler gibi rap rap kahvaltıya, öğlen yemeğine, akşam yemeğine götürüp getirdiler bizi. Dua ettik “afiyet olsun” dedik. Birkaç gün sonra da sorguya çekileceğimizi söylediler. Yine rütbeli bir subay tarafından son derece nazik bir şekilde sorguya çekildim. Birçok fotoğraf gösterdi, tanımıyordum. Korkutmaya çalışarak “bilip söylemiyorsan misafirliğin uzar” dedi.  “Bilmiyorum, başlarında kar maskesi vardı. TRT haber spikeri “okula gidin yoksa işlem yapılacak” dedi biz de gittik. Arkadaşlarımızın suçu yok! Suçu olanlar dışarıda, biz içerdeyiz” dedim.

   Sorgulamalar bitince yedi gün süren gözaltı misafirliğimize son verdiler.

   Askerin evinden, evlerimize hepimiz sağlık ve sevinç içinde döndük. Canım arkadaşım Serpil de evine dönmüştü. Serpil ve diğer okul arkadaşlarımız polis aracına bindirilmiş, emniyet tarafından bir spor salonuna götürülmüştü. Serpil’in yaşadığı mağduriyetin hikâyesini dinleyince Ayla ve ben çok üzüldük. Herkesi zemini taş olan spor salonunda, çöplerin yanında yerde yatırmışlar. Kaldıkları süre boyunca ne yemek ne su vermişler! Sadece ulaşabilen ailelerin getirdiklerini paylaşmışlar. Kış günü klimanın soğuk havalandırmasını çalıştırmışlar. Bu insani şartlara uygun olmayan ortamdan çıktıktan sonra gözaltında kaldığı yerin pisliğinden Serpil sarılık olmuştu!

   Polisin elinde ve Askerin evinde olmanın farkı ne kadar açık ve insani değil mi?

   Tıpkı son günlerimizde yaşadıklarımız gibi kıssadan hisse hikâyemin sonucu olarak diyorum ki “Polisimizin davranışları hala aynı!”



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Hafsanur Sancaktutan dolandırıcıların hedefi oldu

Hafsanur Sancaktutan sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada takipçilerini dolandırıcılara karşı uyardı. Ünlü oyuncu Hafsanur Sancaktutan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile t...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Bunamak istemeyen bu aşıyı oluyor

Zona aşısı olan yaşlı bireylerin demansa yakalanma riskinin yüzde 20 azaldığı ortaya çıktı. ABD'de yapılan en son araştırmaya göre, zona aşısı olan bireylerde olmayanlara kıyasla demansa yakalanma riskinin yüzde 20 azaldığını belirtildi.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR