Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

Şeytana Satılan Ruhlar!

27 Haziran, 2026

   Goethe’nin ölümsüz eseri Faust, dünya edebiyatının sadece edebi bir zirvesi değil; gücü, bilgiyi ve sonsuz arzuyu elde etmek için insanın kendi özünü, ahlakını ve ruhunu nasıl feda edebileceğini anlatan en büyük sosyo-politik bir manifestodur.

   Biz bu trajediyi bugünün Türkiye siyaseti çerçevesinde “koltuk oburluğu, çıkar ağları ve biat ekonomisi” düzlemine uyarladığımızda, karşımıza Mephistopheles (Şeytan) ile masaya oturan ve ruhunu parça parça teslim eden modern Faust'lar çıkıyor! Türkiye siyasetinde Mephistopheles (Şeytan!) tek bir kişi değildir; sistemin kendisidir, yani güç, mutlak otorite, rant ve konfor vaat eden o devasa çarktır.

   Goethe’nin belki de dünya edebiyatına en büyük armağanı, Alman halk efsanelerinde ruhunu şeytana satan Faust kitabıdır. Goethe’nin kalemiyle “gökyüzünden en güzel yıldızları, yeryüzünden ise en büyük hazları arzulayan” ve bu uğurda şeytanla anlaşmaktan çekinmeyen, ne elindekilerle ne de hayalleriyle tatmin olan, cesur bir insana dönüşen altmış yıla yakın çalıştığı eseridir!

   Kitap tanıtım bülteninde “Kimin kazandığı ve kimin kimi kandırıldığı belli olmayan bir irade savaşıydı anlatılanlar.

   Savaşın sonunu bile bile Şeytan Tanrı'ya meydan okudu... Çünkü yaratılış öyküsünü bilmeyen Melek olamazdı. Lâkin kendi öyküsünü unutan insan devreye girdiğinde bu meydan okuma, büyük bir soru işaretine dönüştü. Belki şeytan için değil, ama kesinlikle insan içindi!..

   Şeytan bir soru işareti, ruh bir soru işareti, insan: ardı sıra dizili soru işaretleri... Ve insanın yeryüzündeki devr-i daimi başladığı anda, ruhun üzerine yapılan pazarlıklar ve olası mukavelelerin de dönemi açıldı. Bu mukaveleden habersiz bir Ademoğlu olmadı. O, her zaman, pazarlığın bir tarafıydı. Belki de bu yüzden, kendini okumak isteyen herkes pür dikkat, kulak kesildi bu hikâyeye!” ifadesiyle anlatılmaktadır…

   Kimdir Faust veya Faust’lar?

   Şeytan'a ruhunu verenler! Nasıl bir sözleşmedir ki bu kurucu ideallerin “Rant ve Güç” karşılığında satılması!

   Türkiye’de pek çok siyasi hareket ya da aktör, sahneye “mağduriyetlerin giderilmesi”, “adalet”, “demokrasi” veya “refahın tabana yayılması” gibi masum sözler, kitleleri peşinden sürükleyen iddialarla çıkmadı mı? İlk yıllarında statükoya meydan okuyanlar, “biz farklıyız” diyen bu kadrolar, gücün tadını aldıkları an Şeytan’ın tuzağına düşmediler mi?

   Rant çarkının başına geçmek,  “yoksullukla ve yolsuzlukla mücadeleyi” vaat eden bir anlayışın, zamanla imar aflarına, kupon arazilere, holdingleşen yapılara ve kendi zenginini yaratma sevdasına teslim olması şeytanca bir dönüşüm değil midir?

   Gücü korumak adına ilk günkü gömleklerini çıkarıp, ruhlarını sistemin soğuk, rant çarkına parça parça satmadılar mı? Ruhunu satanlar sadece gücü elinde tutanlar değildir; güce karşı koyuyormuş gibi yapıp statükodan beslenen muhalif Faust'lar da bu trajedinin en karanlık figürleri oldular! Hatta şeytanlıklarını Truva atının içinde konumlandırdılar…

   Seçim üstüne seçim kaybetmesine rağmen, tabanının umutlarını un ufak etmesine rağmen, kurultay delegelerini bağlayarak, parti içi tüzük oyunlarıyla o koltuğu 13 yıl boyunca bırakmayan muhalefet liderine şeytan’ın şu fısıltıyı üflediğini düşünüyorum: “Ülkeyi yönetemiyorsan bile bu partiyi yönet, buradaki bütçeyi, delege gücünü ve kendi küçük krallığını koru.” Bu aktörler, kendi ikballeri için koca ülkenin değişim umudunu masada harcayarak, iktidarın ömrünü uzatacak pasları bilerek ve isteyerek verdiler.

   “Dün sövdüğünü bugün öpme” zamanı!

   İlkesizlik değildir de nedir? Goethe’nin eserinde Faust, şeytanın yardımıyla sürekli kılık değiştirir, zamandan zamana atlar, her kılığa bürünür. Türkiye siyasetindeki en trajik şeytan profillerinin ani değişimlerini keskin ideolojik dönüşümlerde ve ittifaklarda görüyoruz!

   Meydanlarda birbirine en ağır hakaretleri eden, “hesap sormazsam namerdim” diyen aktörlerin, bir gece ansızın “beka” veya “istikrar” gibi yapay gerekçelerin arkasına sığınarak güce eklemlenmesi ruhlarını şeytana satmak değil de nedir?

   Koltuk, bakanlık ya da küçük bir güç kırıntısı karşılığında koca bir siyasi geçmiş, seçmenlerin güveni ve o güne kadar savunulan tüm ilkeler bir gecede şeytani sözleşmenin tuvalinden silinip gitti. Aynaya baktıklarında artık kendi eski kimliklerini değil, sadece sistemin onlara biçtiği biat modelli yeni kimliklerini gördüler.

   Liyakat şeytana teslim!

   Sadece siyasetçiler değil; yargıda, akademide, emniyette veya bürokraside “etiketlerin esiri” olmuş binlerce figür de bu sözleşmenin imzacısıdır. Kalemini satanlar, Faust’un bilgiye aç aydın imajının bugünkü Türkiye medyasındaki karşılığı, köşelerini ve ekran sürelerini güç odaklarına satan “çıkarcı yorumcu ve çıkarcı gazeteci” figürleridir. Gerçeği çok iyi bildikleri halde, ekranda yoksulluğu savunacak, adaletsizliği aklayacak kadar yapaylaşırlar. Onların feda ettiği ise toplumun “gerçeklere ulaşma hakkıdır.”

   İşte körlük burada başlıyor! Türkiye siyasetinde ruhlarını şeytana satanlar, tıpkı eserin sonundaki kör Faust gibi, kurdukları çürük sistemin, dağıttıkları rantın kendilerini ölümsüz kılacağını sanarak, “Biz olmasak bu devlet yıkılır” illüzyonuna sığınıyorlar.

   Faust tarzı pazarlıkların, yani güç ve koltuk uğruna ruhunu sisteme satan aktörlerin Türkiye halkına ve toplumsal dokusuna verdiği zararlar, sadece ekonomik bir yoksullaşma ile sınırlı değildir. Verilen zararlar, bir toplumun zihinsel, ahlaki ve geleceğe yönelik varoluşsal zeminini parça parça dinamitlemektedir.

   Goethe’nin Faust’unda feda edilen o saf ve temiz halk, bugün doğrudan Türkiye halkının kendisidir. Şeytani sözleşmelerin halkın ruhunda, karakterinde ve sosyal yaşamında açtığı derin yaraları sarmak zorundayız. Kurnazlığı meşrulaştıran her türlü siyaseti, her türlü ilkesizliğin önüne geçilmelidir. Dün söylediğinin bugün tam tersini yapanların, güç için her yolu mubah görenlerin, toplumun ahlak pusulasını bozanların halkın iradesini saymayanların seçimde gereği yapılmalıdır.

   Halk, yukarıdaki Faust'ların hiçbir bedel ödemeden, aksine ödüllendirilerek ruhlarını sattığını görüyor! Tehlikeli bir yanılsamaya sürüklenen halkın bakış açısı: “Dürüst olursan kaybedersin, sistemde yükselmenin yolu ilkeli olmak değil, güçlüye eklemlenmektir” sözüne evrilir.

   Bu durum toplumsal ilişkilerde güveni yok etmiştir. Liyakatin, emeğin ve dürüstlüğün yerini “kurnazlık”, “arkası sağlam olmak” ve “gemisini kurtaran kaptan” zihniyeti almıştır. Ruhunu koltuğu korumaya adamış aktörler (hem iktidar hem muhalefet Faust'ları), kendi tabanlarını konsolide etmek ve çarkın dönmesini sağlamak için yapay düşmanlar yaratmışlardır. Suni kimlik kavgaları, inanç ve yaşam tarzı üzerinden köpürtülen korkular, halkı kutuplara bölmüştür. Gerçek ortak dertler (yoksulluk, adaletsizlik, eğitimsizlik) konuşulmasın diye halk yapay bir tiyatronun içinde birbirini yerken, yukarıdaki Faust'lar koltuklarında konfor içinde oturmaya devam etmektedir. Halkın enerjisi, dayanışma ruhu ve bir arada yaşama iradesi çalınmıştır.

   İşte Faust üzerinden Türkiye siyasetinde ruhunu satanların anatomisine bakacak olur isek; sistem halkı hak arayan, sorgulayan onurlu birer “Özne” (Vatandaş) olmaktan çıkarıp, sadece biat eden ve boyun eğen birer “Nesne” (Kul/Tüketici) haline getirmek ister. En demokratik hak aramalar, çevre eylemleri, işçi direnişleri veya haksızlığa karşı yükselen sesler bile sistemin şiddet aygıtlarıyla bastırılır. Halk, “Hakkımı ararsam başıma bir iş gelir, en iyisi biat edip günü kurtarmak” noktasına, yani tam olarak “Biat et, rahat et” teslimiyetine zorlanır. İnsanın vatandaşlık bilinci yok edilerek, devletin sahibi değil, devletin karşısında el pençe divan duran bir figür haline getirilmesi en büyük siyasi cürümdür…

   Geleceği elinden alınan ve zindanda ölüme terk edilenlere o kapalı devre, liyakatsiz ve koltuk oburları tarafından siyaset barikatı kurulmuştur. Ülkenin en parlak, en donanımlı insanları ve gençleri kendilerine çıkış yolu bulamamaktadır. Annelerin, babaların büyük fedakârlıklarla büyüttüğü, gözünün içine baktığı eğitimli gençlerimiz, bu yapay ve çürümüş ekosistemde artık nefes alamıyor. Siyasi Faust'ların koltuk hırsının halka kestiği en ağır fatura, ülkenin entelektüel sermayesinin, yani geleceğini zindan kapılarında feda etmesidir.

   Şeytanla yapılan sözleşmeler şeffaflığı kaldırmaz; liyakati ve kuralları yok eder. Devletin asırlık kurumları, odaları, akademileri ve en önemlisi yargısı, o koltuklara yapışanların kişisel beka aparatına dönüştürülmüştür. Halk için “Adalet mülkün temelidir” sözü bir tabeladan ibaret hale geldiğinde, toplumun bir arada durması mucizedir. Güven sıfırlandığı için halkın sığınacak hiçbir limanı kalmamıştır. Derin güvensizlik, sahipsizlik hissi ve zulümle halk baş başa bırakılmıştır.

   İşte bu yüzden, şeytanca yapılan siyasetin Türkiye halkına verdiği zarar sadece bugünün çalınması değildir; halkın karakter aşınmasına uğratılması ve yarınlara olan inancının ipotek altına alınmasıdır.

   Türkiye siyasetinde ruhunu satanların sonu farklı değildir. Tarih sayfaları; gücü elinde tutmak için ahlakını, liyakatini ve onurunu feda eden, ama günün sonunda halkın hafızasında sadece birer “kara leke” veya “yapay figür” olarak kalan siyasi ölülerle doludur. Körleşme, onların kaçınılmaz kaderidir.

   Şeytanın satın alamayacağı tek şey; hırsa, unvana ve ranta tamah etmeyen, sadece sahici değerler üretmek için çarpan bağımsız bir akıldır… Ve korkmamak!

****

   Faust, Goethe’nin yaşam yapıtıdır; yaşamı boyunca üzerinde çalıştığı, olgunlaştırdığı, onur ve övünç duyduğu, yaşanmışlıkları anlatılaştırdığı yapıttır. Goethe, 1587’de basılan ‘Doktor Faust’a İlişkin Halk Kitabı’nın yazınsallaştırmaya elverişli trajik öğelerini estetikleştirerek, başyapıtı olan ‘Faust’u ortaya çıkarır. 1480, 1540 ve 1541 yılları arasında yaşayan ve sayısız yapıta konu olan Faustus, büyü ve gizemin göstergesidir. Faust izleği, olağanüstü düşünme yetisi, güçlü öz-yapısı, tutkuları, özlemleri, hayalleri, çok yönlülüğü, bilgeliği, tutuculuğu, ilkeli yenilikçiliği ve her türlü çelişkiyi içinde taşıyan Rönesans insanını simgeler. Okumanızı tavsiye ederim.

   Sağlık ve sevgiyle kalın...
   Aydan Tuncayengin
   www.aydantuncayengin.com 



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Yeraltı dizisinde bomba transfer iddiası: İsmail Hacıoğlu kadroya mı katılıyor?

NOW ekranlarının büyük ilgi gören ve 2026 yılına damga vuran fenomen dizisi "Yeraltı"nın yeni sezon kadrosuna ünlü aktör İsmail Hacıoğlu’nun dahil olacağı iddia edildi. Medyapım imzalı id...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Babalık bir erkeğin beynini ve hormonlarını nasıl değiştiriyor?

Annelik sürecinde kadınların yaşadığı biyolojik ve hormonal değişimler tıp dünyasında uzun yıllardır bilinirken, güncel araştırmalar erkeklerin de babalığa biyolojik olarak hazırlandığını ortaya koydu. Bilim insanlarına göre, çocukla kurulan aktif temas babaların beynini kelimenin tam anlamıyla yeniden yapılandırıyor ve "annelere özgü" olduğu sanılan hormonları harekete geçiriyor.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR